22 Ağustos 2012 Çarşamba

Alya'dan müsebbib çocuk kitapları da okuyorum artık :) Ya ben ona okuyorum,ya da önceden okuyup sonra ona anlatıyorum.
Bu ay birlikte Ejder Çocuk'u okuduk.Kitapsever bir insan olarak ben zaten kitapları seviyorum ama bu kitabın kapağı özellikle Alya'nın çok hoşuna gitti.Kapağını uzun zaman inceleyip yorumlar yapabiliyor mesela.Bu düşmüş,bu çocuk falancanın arkadaşı falan gibi :)) Görseniz kahkahalarla gülersiniz.Ayrıca kitabın başında "Bu kitabın sahibi..." yazıyor,biz de oraya hemen Alya yazdık. Çok hoş gerçekten.

Min Yeşil Balıklar Ülkesi'nde yaşayan bir kızdır ve çok kötü kalplidir. (tipbox adlı blogumda tarif ettiğim kızı hatırlarsınız belki,işte o kızın küçüklüğü.sürekli birilerini eleştirip,kırıcı ve acı bir dil kullanan küçük şeytannn :D ) Mesela biraz toplu olan arkadaşına yağ topu dermiş,sürekli arkadaşlarına kötücül lakaplar takarmış.Erkekler arasında çok popüler değilmiş bu kız. Ama kız arkadaşlarının içinde çok popülermiş ve bu kızlar sürekli onu örnek alırlarmış.(Kitapta da gördüğümüz gibi küçükken sürekli bu tip kızları örnek alıyoruz,ondan sonra da al sana bozuk arkadaş çevresi.E ama örnek alanlar da haklı,sivri dilli bir küçükle nasıl başka türlü baş edebilirsin ki 9 yaşındayken?)

Bir gün Min 9.doğum günü için parti yapmaya karar vermiş.Bahsi geçen kızları da davet etmiş partisine. Daha onceden aptal istiridye adini taktigi Liu da gelmis partisine. Cok hos bir paketin icinde,guzel bir ayna sunmus arkadasi Min'e. Fakat Min cok sinirlenmis, "ne kadar saygisiz bir hediye bu" diye azarlamis Liu'yu. Oyle derken Liu ve ailesini korumakla gorevlendirilmis olan ejderha cikagelmis ve Min'i cezalandirmis. Bir yil boyunca ona ejderha olma cezasi vermis cunku ne kadar kirici bir insan oldugunu ancak bu şekilde anlayabilirmiş Min.

Sonra Min icin maceralar başlamiş,yeni ejderha vucudunda...

Once ayaği kesildigi icin ona yardim eden teyzeden yardimseverligin onemini ve yumusakligi ogrenmis,ardindan da nezaketi.

Nezaket bulasicidir.

Yasli teyzenin yanindan ayrildiktan sonra bir ciftci ve hanimi yoldaslik etmis Mİn'e. Ciftcinin ona kattigi en guzel sey ise ise yaramak duygusu olmuş. Cunku ise yaradigini anlayan cocugun özgüveni de yuksek olur.

Tüm bu maceralari yasarken ailesini feci sekilde ozlemis Min.Ağlamanin nasil bir duygu olduğunu ogrenmis,daha önce aglatan oyken simdi aglayanlarin da halinden anlar olmuş.

Geriye kalan şey Liu'yu koruyan ejderhayla arasini duzeltmek olan Min ciftcinin yanindan ayrilmis. Kendini doğum gununden tam bir gun once Liu'nun evinde olacak şekilde ayarlamis ve onlardan özur dilemiş.

Sözcükler böyledir işte,bir kere havaya dagildilar mi geriye alamazsin onlari.

Min nezaketin yorucu oldugunu ama buna degecegini ogrenmisti.
Son sinavi,ozur diledikten sonra eve ejderha seklinde gidecek olmasiydi.Evde annesi ve babasi gozyasi dokerek onu beklemekteydi.

Cocuklarinin kabahatlerini en son anneler ve babalar gorur.

Anne babasini gorunce gozyaslarina hakim olamayan Ejder Min,kitabin sonunda yeniden insan haline döndü.

Herkesi sevmek zorunda degiliz,hatta sevmediklerimizin sayisi sevdiklerimizden daha coktur.Ama birazcik nezaket sayesinde birlikte yasayabiliriz.

Kitabın sonunda,bu kitap hakkındaki düşüncelerimiz sorulmuş.Orayı Alya büyüyünce doldurmak üzere boş bıraktım.

Ayrıca sonuna "Okumaktan hiç vazgeçmemen dileğiyle" yazılmış,benim yerime Can Yayınevi yazmış,ona da buradan teşekkürler. ;)

21 Ağustos 2012 Salı

Karganın Güldüğü

Selamlar ve iyi bayramlar :)

Bu bayram kendime hediye ettiğim kitabın ismi Karganın Güldüğü...

Okumak isteyişimin sebebi ise bu kitabı sevdiğim tarzdaki Hollywood filmlerine benzetiyor oluşum. Şöyle açıklayayım. Bazı romantik komedi filmlerinde (bağışlayın,filmin türünü tam olarak bilmiyorum) bir çok hayatın öyküsü gözler önüne serilir. Bu kişiler birbirinden bağımsızdır ilk bakışta.(Sevgili rahmetli Maeve Binchy'nin de kitapları böyledir. Nur içinde yatsın. Aklıma geldikçe dua ettiğim nadir insanlardandır;kitaplarını sevmem dışında kendisine değişik bir bağ ile bağlandığım bir kadın.)

Evet ilk bakışta birbirinden bağımsız hayatlar yaşıyormuş gibi gözüken aileler,hayatlar görürsünüz.Filmin sonunda bu hayatlar birleşir,bağlantılar ortaya çıkar ve taşlar yerine konur.

İşte Karganın Güldüğü de böyle bir kitap. Dağın görünen yüzünde ciddi polisiye olaylar dönüyor. Cinayetler,ölümler,sırlar... 12 değişik öyküde bunlar var. Daha sonra 13. ve sonuncu öyküde olaylar açıklığa kavuşuyor.

Hikayeler genel itibariyle Ege'de geçiyor.Öykülerde mükemmel bir psikolojik tasvir var: Mesela küçük kız Gül ve küçücük yaşına rağmen şahit olduğu garip ölüm ve olaylar,Gül'ün yalnızlığı,yazları hapsolduğu küçük Ege kasabası ve bulamadığı o destek... Hepsi çok güzel anlatılmış.Sonraki öyküde büyüyüp de koskoca doktor olan Ömer Bey'in aslında tarih öğretmeninin küçükken ona yaptıklarını hatırlayışı,eşi tarafından aldatılan Gülnur'un yaşadığı psikolojik travma ve Atıfet Teyze'den gelen mükemmel yardımseverlik. Herşey çok güzel tasvir edilmiş.

Dediğim gibi ilk 12 öyküdeki meselelerde geçen kişileri son öyküde tekrar bulmak mümkün.İşte en çok keyif aldığım tarz filmler böyle oluyor :) Eğer siz de seviyorsanız bu kitap tam size göre.


Not: Kapağındaki karga Alya'nın en iyi arkadaşı oldu. :)) 

14 Ağustos 2012 Salı

Baba,Oğul ve Kutsal Roman

Murat Gülsoy'u yeni keşfettim. Sağolsun yakın arkadaşımın tavsiyesi ve yardımıyla okudum bu hafta. Gerçekten gerek üslubuyla gerek tarzıyla kendisi beni çok etkiledi.

Baba,Oğul ve Kutsal Roman bu yıl Nisan ayında Can Yayınlarından çıkmış.Öncelikle başlangıcındaki özlü söz beni düşündürdü.Paylaşmak gerekirse:

"Gerçekten rüya görüyorsam,
belleğimi durdur ulu Tanrım,
tek bir rüyanın bunca hayali
barındırması olanaksız;
hepsinden kurtulup aklından çıkarana ne mutlu."
(Pedro Calderon De La Barca,Hayat Bir Ruyadır,1635)

Böyle bir sözün 1635'te söylenmiş olması çok rahatlatıcı değil mi? Ben özellikle kendi açımdan çok rahatlatıcı buldum. Çünkü bu muhterem kişi de belleği dursun istiyor,ve hepsini aklından çıkarıp atabilen ne mutlu oluyor ona göre. Allah'ım ne kadar güzel söylenmiş kelimeler,ve müthiş uyumlu.Umarım bir gün herkes onu rahatsız edeni aklından çıkarıp atma gücüne nail olur.

Başlangıçta iki kısa öykü var.Sonradan anlıyoruz ki romanın geri kalanında hayatının kısa bir kesitini okuduğumuz yazarın 2 öyküsü bu.Öyküler çok güzel;kitabın kalanıyla da çok güzel bir bütün oluşturmuş.(Başlangıçta mana veremeseniz de.)

Ufak bir uyarım olacak.Şart değil tabii ama kitabı okumadan önce mesela Ahmet Hamdi Tanpınar ve onun genel roman ve öyküleri hakkında biraz bilgi edinirseniz çok güzel olur.Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Hikayeler adlı kitabında biraz Freud,biraz olağandışılık,gerçekdışılık vardır.İşte bu kitapta da oradan göndermeler ve benzetmeler var.Hikayeler adlı kitabını okuduktan sonra Baba,Oğul ve Kutsal Roman beyninize cuk oturuyor.

Kitabın ana karakteri bir yazar. Geçmişinden gelen kadın ve köpeğini gezdirirken tanıştığı genç kız arasında gidip gelmeleri;geçmişin izleri ve bilinçaltı sebebiyle sürekli gördüğü değişik rüyalar çerçevesinde çizilmiş.Köpeği sürekli rüyalarında;ve yukarıda bahsettiğim gibi Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Hikayeler adlı kitabından alıntılarla süslenmiş bu rüyaların bazıları.

Extradan:aşırı eğlenceli bir kitap! Yüzüklerin Efendisinin Gollum'uyla Tutunamayanların Olric'i birleşmiş,enfes bir içses yaratılmış.İçses zaman zaman güldürüyor,zaman zaman (ağlatmıyor merak etmeyin) rüyalarda boy gösteriyor.

Daha fazla önbilgi vermek istemem,zira kitabın tadı kaçmasın!

Okumak isteyen herkese keyifli okumalar,ama bence hiç düşünmeden okunacak kitaplardan biri :)





8 Ağustos 2012 Çarşamba

Aksam vakti gercekten bi yilginlik ve bir uzuntu geliyor uzerime ve sanki yikiyor beni. Hasta gibi hissediyorum kendimi ve biliyorum ki ilaci da annem... Hemen telefona sariliyorum. Annemin sesini duyar duymaz geciyor tum sikintilar.
Nasil sinirleniyoruz annelerimize bazen veya nasil kopuyorlar insanlar annelerinden bilinmez,tabii ki ekstra durumlar vardir. Ama anne ile cocugu arasindaki anahtar kilit iliskisini hic dusundunuz mu? Annenin iyilestirici etkisi bence enzim substrat iliskisi gibi :) bu durumda biz substratiz anne de enzim.

Yani onlar bizim enzimimiz!

Almadan veren dostmus anne. Ne kadar dogru bir soz. Kokusunu duyunca butun dertlerin unutuldugu,arka plana itildigi essiz kadin,annemiz.

Tip box

En çok gördüğüm kız prototipi karşısındaki kızı kıskandığı için durma dursun onu aşağılayandır. Bu türler genelde yazlık kenarlarında bulunur veya genelde okulu uzatan,hayattan nasibini alamamış,sevgilisi bir türlü olamamış,olsa da bunu tanır tanımaz kaçmış kızlardan oluşur.

Bu tür kızların elleri ayakları küçük olur,el bakımından falan hiç anlamazlar. Başlangıç olarak karşı tarafın elinden,ayağından,yüz hatlarından,boyundan kilosundan,kaşından gözünden,göğsünden ve de poposundan çemkirirler. (Arkadaşım,görüyorsun kıskanmak kolay bir iş değil. O yüzden bulaşma sakın) Canı sıkılınca saçını boyatmak ister,ama aslında bilir ki ondan da sıkılacak. Her sokağa bi tane kurulan çakma parfümcüden bilmemkaç kuruşa aldığı parfümünü her durakta bir kez sıkarak hem sizi yakar hem de ozon tabakasına bir semer de o vurur.

Aile hayatı zayıftır bu yüzden karşı tarafın aile hayatı onu çok rahatsız eder. Annen seni aramıyorsa annen neden aramıyor hiç mi merak etmiyor seni diyerek içine kurt düşürmeye çalışır.Annen arasa ay ne çok arıyo seni ne banal der. Herşeye kulp takmaya devam eder. Hayatı bunun üzerine kuruludur.

Eğer sevgilin varsa dünyanın en çirkin ve odun kişisidir bu kızcağız tipine göre.Yaşı küçük gibi duruyordur.Sen bir ilişkiye hazır değilsindir. Hemen ayrılmalısındır.

Okuduğun bölüm ve üniversiteye değinmiyorum bile. Össye girip 2 soru çözmüşsündür ona göre. İşsiz kalacaksındır. Tercih listene bakıp ay buraya da mı yetti puanın diyebilir.

Kendi hayatında asla mutlu olamadığı için etraftaki kızlara takılır durur.

Bu tip kızlar asla büyümezler. Evlenip 4 çocuk sahibi olurlar. Sen de salaksındır azcık,hala görüşmeye devam ediyosundur. bu şekilde seninle çocuklarını,kocasını,evini bilmemnesini makul ölçüde yarıştırmaya devam eder.Binlerce para dökerek fakülteye yolladığı kızıyla meclis içinde havalar atar. Öbür kızını okutmamıştır ama onun da zengin kocası mükemmeldir.

Ve sonra kendini mükemmel zannederek ama içine bahşedilmemiş o huzursuzluk içinde ölür.

Şarkı

Yine aynı şarkı çalıyor,başka dostlar etrafımda der müzisyen. Doğru da der. Esas olan senin içinde aynı şarkının çalabilmesi;dinleyen değişebilir,ama söyleyen değişmesin lütfen.

Normalde ciciş diye adlandırdığım blogları sevmiyorum. (unutulanlar unutanları asla unutmazlar :D ) Hayır hayır... Lütfen takip etmeyi bırakmayın. Unutmak meselesi biraz karışıktır.Biraz da şatifillidir;bugün hiç aklıma gelmedi dediğin zaman bile aslında aklına gelmiş olması çok öldürücü. Ulan koca gün aklıma gelmemiş,aklıma gelmediği aklıma gelince mi sorun oldu dediğinizi duyar gibiyim. Eee bu işler böyle. Kolay mı onca yıllık arkadaslarını unutmak

Dur hele ya neden unutuyorsun peki sen onca yıllık arkadaşlarını? E çünkü frekansımız uyuşmadı. Sonradan frekans değiştirdi. Bla bla. Bu bağlamda bazen erkek olmak ne de güzel olurdu. Sadece futbol için bir araya gelen bir güruh... Aman da aman. Sanki kızlar çok matah şeyler için bir araya geliyorlar da. (Dedikodu is my girl durumları)

Evet önceki karmaşık paragraflarımdan da kolayca anlayabildiğiniz gibi konumuz biten arkadaşlıklar ve sonrasında onları unutmak.Baştan söyleyeyim ki yok öyle bişey.Bi kere zaten unutmak diye bişey yok,hatırlamamak var. (yeni geldi,ithal.bi kez kullan çok rahat ediceksin) Geçimsiz olduğuma kimse inanmak istemiyor aslında ama çok da geçimli sayılmam. Başka dostlar etrafımda'dan tutunamadım'a geçiş yapmak üzereyim.Gerçi insan büyüdükçe hoşgörülü olmayı öğreniyor. Aslında yaptığım şey de hoşgörü göstermek değil,umursamamak. Hayır yani önceki arkadaşlarımın herşeyini umursadım da noldu?Kafalar rahat.Çünkü aynı şarkıda şöyle bir cümle de geçiyor.
"Belli ki çok önemsemişiz."

Kısacası artık rahat yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor blogseverlerim. (sayın dinleyen szinle daha önce kavga etmiş miydik?)

Lisede bir sunum yapmıştım dostlukla alakalı. Gerçekten başarılı bir sunumdu. Her Robinson'un bir Cuma'ya ihtiyacı olduğunu vurgulamıştık beraberce. Ayrılırken hiçbiriyle vedalaşmadan gideceğimi bilmiyordum o zaman tabi. Hayat.

Duvarlarınız varsa hayat gerçekten zor evet. Kimseyle gerçekten samimi olamıyorsun,özeline o kişiyi dahil edemiyorsun. Böyle birşeyde kendinizi karşınızdakinin yerine koyduğunuz zaman o daha zor. Çünkü karşındaki samimiyetsiz insan,sen onla ilgilendikçe senden kaçıyor veya özelini senle bölüşmüyor.Ama duvarlarınız yoksa işte hayat o zaman gerçekten daha zor. (Artık otobüste metroda kafede barda birbirine kanka diyen duvarsız kızları görmek istemiyorum mesela :) )

Her Robinson'un bir Cuma'ya ihtiyacı var mı bilmiyorum artık.Sana Robinson olduğunu hissettirecek Cumalara ihtiyacın var bence.Annemsiz yaşayamam diyen kızları görür gibi oldum şimdi. Annelerden ne de güzel Cuma olur :) Kardeşlerden ... Cumalardan da kardeş olur... Bilemedim şimdi. (Yazar burada kime seslendiğini unutmuş,olur öyle.)

Bir de olanla yetinmek var. O da başka bir günün konusu olsun

Şarkı için : http://fizy.org/#s/1aik6l
(güzel şarkı)