27 Eylül 2011 Salı

Çatlak Poğaça

Yine çatlaklık günlerime geri döndüm. Artık mevsimsel veya kızsal döngülere sığdıramadığım bu hisleri taşıdığım için çok üzülüyorum.

Size de oluyor mu bilmiyorum ama uzun zamandır yanımda olan herhangi bir insana birden gıcıklık duymaya başlıyorum. Dünyanın en megaloman ilk 10 insanının içinde yer aldığımdan emin biri olarak söyleyebilirim ki bütün suç benim olamaz evet ama sürekli gel git halinde yaşamak da bünyemi feci olarak yordu. (Fark ettiniz mi cümlem tam bir paragraf oldu.)

Klişelerle aram hiç yoktur ve hiç sevmem ama artık fark ettim ki her insan farklı düşünebiliyor ve her insanın sevdiği,görüştüğü insan ayrı,bu durumda günaydın!! diyeceksiniz belki ama aslında bu bir hoşgörü meselesi değil.Yani Ayşe Fatma'yı benden daha çok seviyor en iyisi saygı duyayım ve ben de Hayriye ile görüşeyim demez kimse. (Evet bildiniz,ben ve Ayşe Fatma Hayriye üçlemem! Çok seviyorum.) İnsanlara ne kadar kibar ve yardımsever davranırsanız o kadar kaçıyorlar sizden. (Çok çok özürlerinize sığınarak içinde deve kelimesinin geçtiği atasözümüzün burada bana çağrışım yaptığını belirtmek istiyorum.)

Bir yandan da aklıma gelen şey;  ne kadar sıcakkanlı bir insan olsam da mesafeli bir duruş sergilediğim için insanların benle bir türlü duvarları kaldıramayışı ve benim bu durumda yalnızlık hissetmem. Eğer duygularımı ortaya karışık yapmam gerekirse şunu söyleyebilirim ki bu davranış bende bir yerden sonra gıcıklık uyandırıyor ve başlarda nasıl polyana yaklaşırsam yaklaşayım,bir anda bu insanı düşman ilan etmek.

Dengesiz insan etrafına zarar veriyor evet ama kendime daha fazla zarar verdiğimi fark ettim aslında. Keşke duygularımızı bazen açıkça belirtebilseydik karşımızdakini kırma derdi olmadan. Ama en hassas insan olma rekorunu da elimde taşıdığım için maalesef bu benim için de hoş olmazdı.

Annem böyle tepesi çatlak bir poğaça yapar, bizim evde buna çatlak poğaça denir. Çoklukla deliliğe varan davranışlarım olduğu için de annem böyle durumlarda bana çatlak poğaça der:) Şimdi işte yine aynı şeyler oluyor. Düşünce hızımın ışık hızına yaklaştığı zamanlar...

Çatlak Poğaça.

Evet.

7 Eylül 2011 Çarşamba

İbretlik Gün

Önümdeki çubuk krakeri çaresizce kemiriyordum. Normalde tuzu günlük yaşamına katmayan bir insan olmama rağmen çubuk krakeri yeme tarzım şudur: Önce tuz kemirilir ardından da kraker. Çok acıktığım için kendime yeni eğlenceler arıyordum. Bu eğlenceler, sağ yanımda oturan çilekeş arkadaşımla yaptığım dedikodu, ve onun üzerinde denenen esprilerimden oluşuyordu. Ama faydası yoktu, saat 3'e geliyordu,lakin içinde bulunduğumuz ve tarzımıza uymadığını düşündüğümüz ekonomi dersi nihayete ermiyordu. Birden hamamböceği gibi saçılan insanları gördüm ve kabusum bitti. Bu noktadan sonra alışveriş yapılacak ve yemek yenecek yere ışınlanmak istiyordum. Yıl 2011 hala otobüse biniyorum işte gördüğünüz gibi.

Eğer yanımda erkek arkadaşlarım varsa yemek yerken hayvanlaşıyoruz cümleten, en sevdiğim şeylerden biri budur mesela. Kendimde bir değişiklik fark ettim,artık bu eylemi her türlü gerçekleştirebiliyorum. Yemek yemeyi gerçekten seviyorum fakat sonrasında yaşanacak hezimetin farkındaydım bugün. Kurbanlık koyun stayla.

Yemekten kalkarken çilekeş arkadaşıma "Vinç lazım mı?" dedim. O da biliyordu yaşanacakları,gözleri başka bir hüzünle bakıyordu adeta. Yolumuza alışveriş merkezinin muhtelif mağazalarıyla başladık. İlk başta Polyanna misali dolaşıyorduk. Bir şeyler bulabileceğimizden emin gibiydik. Esasen yolculuğun sonundaki halimizle başındaki halimizi bir albüme koysalar, ne demek istediğimi daha iyi anlardınız. Yolculuk sonunda adeta at tepmişleri andırıyorduk.

Gözlemlerimi maddeler halinde sıralamak isterim.

1.) Öncelikle,kendimize göre hiç birşey bulamadık. Efendim,o ne öyle, orasından burasından iplik çıkan incecik kumaşlar,ya çok kapalı ya çok açık tşörtler,bluzlar, ya çok uzun ya çok kısa etekler. Burdan çıkarılan sonuç şu ki Türk tekstil sektörünün "orta yol" kavramından haberi yok.

2.) Bendeniz tam erkek olacak kızmışım onu anladım. Yolculuk boyunca o mağaza senin bu mağaza benim dolaşıp kendimize işkence ederken beğendiğim kıyafetlerin hep erkek reyonunda olması tesadüf olamazdı.

3.)Gezi boyunca Türk kadınının azmini takdir ettim. Cephede mermi taşımış şanlı analarımız şimdi de kasaya bir bir kıyafet taşımış onu anladım. Haftaiçi hiçbiri yememiş içmemiş alışveriş yapmış. Sonra da vay efendim paramız yok.

Ayaklarımız pert olmuş bir şekilde son mağazaya girdiğimizde arkadaşımla birlikte annemize bir şeyler bulmanın mutluluğunu yaşıyorduk.

Alışveriş sonucunda şu cümleyi yapıştıracaktım : Anneler Günü insanı annesinden bile soğutur !!!

Anlamlı dipnot: Aldığım şey anneme büyük geldi ve ertesi günü çıkıp başka şeyler baktık. (Damn you kapitalizm.)